ArticleAugust 22, 2026

AYM Bireysel Başvuru: Otuz Günlük Süre ve UYAP Tuzağı

AuthorAv. Şeyma Nur Bulut Karakulle

Bireysel başvuruda kaybedilen dosyaların önemli bir kısmı esastan değil, süreden kaybedilir. Otuz günlük sürenin başlangıcı, avukatların günlük pratiğinde alışık olduğu tebligat mantığına göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin kendi ölçütüne göre belirlenir; ikisi arasındaki fark çoğu zaman haftalarla ölçülür.

Bu yazı, bireysel başvurunun hangi aşamada yapılabileceğini, otuz günlük sürenin kanunda nasıl kurgulandığını, Anayasa Mahkemesi'nin bu süreyi UYAP üzerinden hangi ana bağladığını, mazeret hâlinde tanınan ek süreyi ve başvurunun kabul edilebilirlik eşiklerini ele alır.

Bireysel başvuru neyi denetler, neyi denetlemez

Bireysel başvuru bir üst derece kanun yolu değildir. Anayasa Mahkemesi, derece mahkemelerinin delilleri nasıl değerlendirdiğini veya hukuku nasıl yorumladığını yeniden ele alan bir merci olarak kurgulanmamıştır. İnceleme, Anayasa'da güvence altına alınan ve aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile ek protokollerin kapsamında bulunan temel hak ve özgürlüklerin ihlal edilip edilmediğiyle sınırlıdır.

Bu sınır, başvuru dilekçesinin kurgusunu doğrudan belirler. "Mahkeme delilleri yanlış değerlendirdi" biçimindeki bir anlatım, kendi başına bir ihlal iddiası oluşturmaz. İddianın hangi anayasal hakka, hangi somut eylem veya işlemle dokunulduğu üzerinden kurulması gerekir.

Başvuru yollarının tüketilmesi

Olağan kanun yolları tüketilmeden bireysel başvuru yapılamaz (6216 sayılı Kanun m. 45/2). Kural, Anayasa Mahkemesi'nin ikincil bir koruma mekanizması olmasından doğar: ihlal iddiasının önce kendi yargı kolunda giderilmesine imkân tanınır.

Pratikte bu, kararın kesinleşmesini beklemek anlamına gelir. İstinaf yolu açıkken doğrudan bireysel başvuru yapılması, başvurunun başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez bulunmasına yol açar. Erken yapılan başvuru süreyi de korumaz; olağan yollar tamamlandıktan sonra yeniden ve süresinde başvurulması gerekir.

Buna karşılık tüketilmesi gereken yollar, yalnızca olağan kanun yollarıdır. Kanun yararına temyiz veya yargılamanın yenilenmesi gibi olağanüstü yollar bu kapsamda değildir; bunların denenmesi beklenmez ve denenmiş olması süreyi yeniden başlatmaz.

Otuz gün: kanunun iki ayrı başlangıç ölçütü

Süre kuralı şöyledir:

"Bireysel başvurunun, başvuru yollarının tüketildiği tarihten; başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir." (6216 sayılı Kanun m. 47/5; aynı yönde Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü m. 64/1)

Metin iki ayrı ölçüt kurar ve bunları eşit seçenekler olarak sunmaz. Asıl ölçüt, başvuru yollarının tüketildiği tarihtir. "İhlalin öğrenildiği tarih" ölçütü ise yalnızca başvuru yolu öngörülmemiş hâller için yedek olarak düzenlenmiştir.

Bu otuz günlük süre hak düşürücü niteliktedir; durmaz, kesilmez ve mazeret hâli dışında uzatılamaz. Kaçırılması hâlinde başvuru esası incelenmeden, süre aşımı nedeniyle kabul edilemez bulunarak reddedilir.

Süre ayrıca resen gözetilir. Anayasa Mahkemesi komisyonları, karşı tarafın bir itirazı bulunmasa dahi dosyayı ilk olarak süre bakımından inceler; bu incelemede UYAP kayıtları esas alınır.

Başvuru yoluSüreSürenin başlangıcı
İstinafİki haftaGerekçeli kararın tebliği
Temyizİki haftaBölge adliye mahkemesi kararının tebliği
İdari yargıda iptal davasıAltmış günYazılı bildirim tarihi (İYUK m. 7)
Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruOtuz günNihai kararın sonucunun öğrenildiği tarih; UYAP üzerinden görüntüleme dâhil
Mazeret hâlinde ek süreOn beş günMazeretin kalktığı tarih

Krizin kalbi: UYAP'tan öğrenme

Asıl ölçüt "başvuru yollarının tüketildiği tarih" olduğuna göre, bu tarihin ne zaman gerçekleştiği sorusu ortaya çıkar. Anayasa Mahkemesi bu tarihi, nihai kararın ilgilisi tarafından öğrenildiği ana bağlamaktadır. Elektronik dosya sisteminin yaygınlaşmasıyla birlikte bu ölçüt, kararın UYAP üzerinden görüntülendiği tarihe dönüşmüştür.

İçtihat üç aşamada yerleşmiştir. Hüseyin Aşkan başvurusunda (B. No. 2017/15649, 21/7/2020) ölçüt ilk kez uygulanmış; Kent Çarşı Yönetimi başvurusunda (B. No. 2019/21781, 23/11/2021) bölüm kararıyla sürdürülmüş; nihayet Ümran Özkan başvurusunda (B. No. 2019/13338, 8/3/2023, RG 16/5/2023-32192) Genel Kurul tarafından karara bağlanmıştır.

Ümran Özkan kararında vurgulanan nokta doğrudan hukuk bürolarını ilgilendirir: vekille takip edilen işlerde öğrenmenin asıl kişi ya da vekil tarafından gerçekleşmesi, sürenin başlangıcı bakımından fark yaratmaz. Dosyayı UYAP üzerinden açan kişinin vekil olması, süreyi bir gün dahi ötelemez.

Kararın bir özelliği daha vardır ve okuyucunun bilmesi gerekir: Genel Kurul bu sonuca yedi karşı oyla, sekize yedi çoğunlukla ulaşmıştır. Karşı oylarda, tebligat beklentisiyle hareket eden başvurucular bakımından bu yorumun öngörülebilir olmadığı ileri sürülmüştür. İçtihat bugün itibarıyla bağlayıcıdır; ancak arkasındaki çoğunluğun tek oy olduğunu bilmek, dosya takibinde neden en kısa süreye göre hareket edilmesi gerektiğini de açıklar.

Güvenli varsayım: en erken öğrenme anı

İçtihadın en çok yanlış anlaşılan yönü, sürenin hangi belgenin öğrenilmesiyle başladığıdır. Pratikte en çok fark yaratan ayrım da burada yatar.

Sürenin başlangıcı 6216 sayılı Kanun m. 47/5’te iki ölçüte bağlanmıştır: başvuru yollarının tüketildiği tarih veya başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarih. Anayasa Mahkemesi, nihai kararın UYAP üzerinden görüntülenmesini öğrenme saymaktadır (Ümran Özkan, B. No. 2019/13338, 8/3/2023, Genel Kurul). Bu nedenle sürenin ancak gerekçeli kararın tebliğiyle başlayacağı varsayımına güvenilmemeli, en erken öğrenme anı esas alınmalıdır.

Öğretide, sürenin gerekçeli kararın tebliğinden itibaren işlemesi gerektiği ve otuz günlük sürenin yetersiz olduğu yönünde eleştiriler bulunmaktadır. Ancak bunlar mevcut uygulamanın tespiti değil, değiştirilmesine yönelik önerilerdir; dosya takibi bugünkü uygulamaya göre yapılmak zorundadır.

Günlük pratikteki karşılığı şudur: nihai kararın sonucunun öğrenildiği en erken an esas alınmalı, gerekçeli karar beklenerek süre uzatılmamalıdır. Gerekçeli kararın veya tebligatın sonradan eline ulaşması, daha önce gerçekleşmiş bir öğrenmeyi ortadan kaldırmaz. Risk, kararı okumakta değil, okuduktan sonra beklemektedir.

Tebligatı beklemek neden koruma sağlamaz

Yerleşik refleks, sürelerin tebligatla başlamasıdır. İstinaf ve temyiz süreleri gerekçeli kararın tebliğiyle işler; idari yargıda dava açma süresi yazılı bildirimle başlar. Bireysel başvuruda ise ölçüt tebliğ değil, öğrenmedir.

Anayasa Mahkemesi, kendi usulünü düzenleyen 6216 sayılı Kanun'un özel ve sonraki düzenleme olması nedeniyle, tebligata ilişkin genel hükümlerin bu süreyi belirlemede esas alınamayacağı yaklaşımını benimsemiştir. Tebligatın ayrıca yapılmış olması, daha önce gerçekleşmiş bir öğrenmeyi ortadan kaldırmaz.

Sonuç şudur: nihai kararın sonucunu UYAP üzerinden öğrendikten otuz gün sonra tebligat eline ulaşan bir başvurucu, tebliğ tarihine güvenerek başvurduğunda süre aşımıyla karşılaşır. Dosya kapanmıştır ve esasa girilmez.

Mazeret hâlinde on beş günlük ek süre

Kanun tek bir esneklik tanır. Haklı bir mazereti nedeniyle süresi içinde başvuramayanlar, mazeretin kalktığı tarihten itibaren on beş gün içinde ve mazeretlerini belgeleyen delillerle birlikte başvurabilirler (6216 sayılı Kanun m. 47/5). İçtüzük aynı imkânı mücbir sebep ve ağır hastalık örnekleriyle birlikte düzenler (İçtüzük m. 64/2).

Bu hükmün üç sınırı vardır. Birincisi, mazeretin belgelenmesi zorunludur; beyan yeterli değildir. İkincisi, on beş günlük süre mazeretin kalktığı tarihten işler, ihlalin öğrenildiği tarihten değil. Üçüncüsü, mazeretin geçerliliği komisyonlar raportörlüğünce ayrıca incelenir ve mazeret ile kabul edilebilirlik tek bir kararda birlikte değerlendirilebilir (İçtüzük m. 64/3).

Uygulamada kabul gören mazeretler dar yorumlanır. Vekilin iş yoğunluğu, dosyanın gözden kaçması veya büro içi iletişim aksaklığı bu kapsamda değerlendirilmez.

Kim başvurabilir, başvuru nereye yapılır

Bireysel başvuru, güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenler tarafından yapılabilir (6216 sayılı Kanun m. 46). Kamu tüzel kişileri bireysel başvuruda bulunamaz. Özel hukuk tüzel kişileri ise yalnızca tüzel kişiliğe ait haklara yönelik ihlaller bakımından başvurabilir; ortaklarının veya yöneticilerinin kişisel hakları için başvuramazlar. Yabancılar, yalnızca Türk vatandaşlarına tanınmış haklara ilişkin olarak başvuru yapamaz.

Başvuru, Anayasa Mahkemesi'ne doğrudan yapılabileceği gibi diğer mahkemeler ya da yurt dışı temsilcilikler aracılığıyla da yapılabilir (İçtüzük m. 63). Yurt dışında bulunan başvurucular bakımından bu, süreyi korumaya elverişli bir kanaldır.

Başvuru hakkının açıkça kötüye kullanıldığının tespiti hâlinde, yargılama giderlerinin dışında, ayrıca iki bin Türk lirasından fazla olmamak üzere disiplin para cezasına hükmedilebilir (6216 sayılı Kanun m. 51). Kanun bir üst sınır koyar; tutarı Anayasa Mahkemesi takdir eder.

Kabul edilebilirlik eşiği ve ihlal kararının sonucu

Süre ve başvuru yollarının tüketilmesi şartları aşıldıktan sonra da ayrı eşikler vardır. 6216 sayılı Kanun m. 48/2 uyarınca Anayasa Mahkemesi; Anayasanın uygulanması ve yorumlanması veya temel hakların kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi açısından önem taşımayan ve başvurucunun önemli bir zarara uğramadığı başvurular ile açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir. Bu ölçütler, dilekçenin ihlal iddiasını somut delillerle kurmasını ve iddianın anayasal boyutunu açıkça ortaya koymasını zorunlu kılar.

İhlal kararı verilmesi hâlinde, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir; ancak yerindelik denetimi yapılamaz ve idari eylem ve işlem niteliğinde karar verilemez (6216 sayılı Kanun m. 50/1).

İhlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa dosya, yeniden yargılama yapılmak üzere ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde ise başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir (6216 sayılı Kanun m. 50/2).

Bu nedenle bireysel başvurunun sonucu çoğu zaman uyuşmazlığın nihai çözümü değil, dosyanın yeniden görülmesidir. İhlal kararı, kaybedilen davanın kendiliğinden kazanılması anlamına gelmez.

Anayasa Mahkemesi tüketilmeden Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne gidilemez

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Hasan Uzun/Türkiye kararında (B. No. 10755/13, 30/4/2013, İkinci Daire) Türkiye'deki bireysel başvuru yolunu incelemiş; bu yolun erişilebilir olduğunu, uygun bir yargılama usulüne sahip bulunduğunu ve etkili giderim sağlamaya elverişli yetkiler içerdiğini belirterek tüketilmesi gereken bir iç hukuk yolu saymıştır. Somut olayda başvurucunun Anayasa Mahkemesi'ne başvurmamış olması nedeniyle başvuru kabul edilemez bulunmuştur.

Bunun pratik sonucu, sıralamanın kesin olmasıdır. Anayasa Mahkemesi aşaması atlanarak yapılan bir başvuru, iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde de sonuç doğurmaz. Aynı şekilde, Anayasa Mahkemesi'ne süresinde başvurulmadığı için kabul edilemezlik kararı verilen bir dosyada iç hukuk yolunun usulüne uygun tüketildiğinden söz edilemez.

Otuz günlük sürenin kaçırılması bu nedenle tek bir merciin kapısını değil, zincirin tamamını kapatır.

AşamaMerciSüreKaçırılırsa
Olağan kanun yollarının tüketilmesiİstinaf ve temyiz mercileriKanun yolu süreleriBaşvuru yolları tüketilmemiş sayılır (6216 m. 45/2)
Bireysel başvuruAnayasa MahkemesiOtuz günSüre aşımı nedeniyle kabul edilemezlik (6216 m. 47/5)
Mazeret hâlinde başvuruAnayasa MahkemesiOn beş günMazeret incelenmeden başvuru reddedilir (İçtüzük m. 64/2)
İhlal kararı üzerine yeniden yargılamaİlgili derece mahkemesiDosyanın gönderilmesi üzerineHukuki yarar yoksa tazminat (6216 m. 50/2)
Avrupa İnsan Hakları MahkemesiAİHMAyrı düzenlemeye tabiİç hukuk yolları tüketilmemiş sayılır (Hasan Uzun/Türkiye)

Uyuşmazlığın esasına ilişkin süreçler için icra takibi ve itiraz süreleri bakımından İcra ve İflas Hukuku, işe iade ve fesih uyuşmazlıkları bakımından İş Hukuku, şirket kararlarının iptali bakımından Şirketler ve Ticaret Hukuku, sınır dışı ve idari gözetim kararları bakımından Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku sayfalarımızı; bireysel başvuru ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi süreçlerinin tamamı için AYM ve AİHM Başvuruları sayfamızı inceleyebilirsiniz.

Dava süreçleri ve hukuki danışmanlık talepleriniz için iletişim formumuz üzerinden bilgi iletebilir veya Kadıköy'deki büromuzdan randevu oluşturabilirsiniz.

Bu yazıdaki bilgiler genel niteliktedir ve somut bir uyuşmazlığa ilişkin hukuki görüş yerine geçmez.

Sık Sorulan Sorular