ArticleAugust 19, 2026

Çalışan Buluşları ve Yazılım Telif Krizleri

AuthorAv. Şeyma Nur Bulut Karakulle

Yazılım geliştiren bir şirkette en sık duyulan cümle şudur: "Maaşını ödüyorum, yazdığı kod da bulduğu çözüm de bana ait." Bu cümle iki ayrı kanunun aynı anda uygulandığını gözden kaçırır ve iki ayrı noktada kırılır.

Çalışanın ürettiği yazılım, Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na tabidir ve işverene maaş karşılığı bir kullanma yetkisi tanır. Aynı çalışan patentlenebilir bir çözüm ortaya koyduğunda ise Sınai Mülkiyet Kanunu devreye girer; burada işveren hak talebini süresinde bildirmek ve çalışana ayrıca bedel ödemek zorundadır. Bu yazı iki rejimin farkını, aralarındaki geçiş anını ve sözleşmenin hangisini değiştirip hangisini değiştiremeyeceğini ele alır.

İki kanun, iki rejim

Ayrım, korumanın konusundan doğar. Telif hakkı ifadeyi korur: kodun yazılış biçimini, yapısını, dizilişini. Patent ise teknik çözümü korur: bir problemin hangi yolla çözüldüğünü. Aynı çalışanın aynı gün ürettiği çıktı, bakış açısına göre ikisinden birine veya sırayla her ikisine birden girebilir.

Rejimlerin işverene bakışı da aynı değildir. Telif tarafında kanun işverenin lehine bir varsayım kurar ve tarafların bunu sözleşmeyle değiştirmesine izin verir. Patent tarafında ise kanun çalışanın lehine emredici bir düzen kurar; çalışan aleyhine sözleşme yapılamaz. Bu nedenle tek bir iş sözleşmesi, iki farklı hukuki sonuç doğurur.

Yazılım telif hukukunda nasıl korunur

Bilgisayar programları, Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nda ilim ve edebiyat eserleri arasında sayılmıştır (FSEK m. 2/1). Koruma, programın kendisini ve bir sonraki aşamada program sonucu doğurması koşuluyla hazırlık tasarımlarını kapsar.

Korumanın sınırı aynı hükümde çizilir: bir bilgisayar programının herhangi bir ögesine ve arayüzüne temel oluşturan düşünce ve ilkeler eser sayılmaz. Yani algoritmanın ardındaki fikir değil, o fikrin kod düzeyindeki ifadesi korunur. Bir rakip aynı işlevi kendi kodunu yazarak gerçekleştirirse telif ihlali doğmaz.

Eser sahibi, eseri meydana getiren gerçek kişidir (FSEK m. 8). Şirket, tüzel kişi olduğu için eser sahibi olamaz. Kodu yazan çalışan, iş sözleşmesine rağmen eser sahibi sıfatını korur ve manevi haklar ona ait kalır.

FSEK m. 18/2: işveren neyi kazanır, neyi kazanmaz

Mali hakları kullanma yetkisi kural olarak münhasıran eser sahibine aittir (FSEK m. 18/1). İş ilişkisi bu kurala bir istisna getirir:

"Aralarındaki özel sözleşmeden veya işin mahiyetinden aksi anlaşılmadıkça; memur, hizmetli ve işçilerin işlerini görürken meydana getirdikleri eserler üzerindeki haklar, bunları çalıştıran veya tayin edenlerce kullanılır." (FSEK m. 18/2)

Hükmün üç özelliği vardır. Birincisi, eser sahipliğini devretmez; yalnızca hakların kullanılması yetkisini işverene bırakır. İkincisi, yalnızca çalışanın işini görürken meydana getirdiği eserleri kapsar; iş tanımının tamamen dışında, kendi imkânlarıyla ürettiği bir yazılım bu kapsamda değildir. Üçüncüsü ve uygulamada en çok gözden kaçanı, hüküm emredici değildir: taraflar özel sözleşmeyle aksini kararlaştırabilir ve işin mahiyetinden aksi anlaşılabilir.

Bu son özellik iki yönlü çalışır. Sözleşme, işverenin yetkisini genişletebileceği gibi daraltabilir de. Çalışana yazdığı kod üzerinde geniş haklar bırakan bir sözleşme maddesi, kanunun varsayımını geçersiz kılar.

"Kodu ben ödedim" yanılgısının pratik sonuçları

Yetkinin kapsamı öğretide tartışılmıştır. Yargıtay uygulamasında da ağırlık kazanan geniş yorum uyarınca işveren, mali hakları eser sahibi gibi kullanma salahiyeti kazanır; bu yetkiyi üçüncü kişilere devredebilir, satabilir ve alt lisans verebilir. Yazılımın ürün olarak lisanslanması veya şirketle birlikte devredilmesi bu yoruma dayanır.

Buna karşılık kanunun tanıdığı yetkinin kapsamı tartışmaya açık olduğundan, şirket birleşme ve devir işlemlerinde karşı tarafın hukuki inceleme sırasında bu noktayı sorması olağandır. İş sözleşmelerine mali hakların devir ve lisans yetkisini kapsayacak şekilde işverene ait olduğunu belirten bir maddenin konulması, tartışmayı baştan kapatır.

İkinci nokta, hükmün kapsamı dışında kalan geliştiricilerdir. FSEK m. 18/2 iş ilişkisine dayanır. Serbest çalışan bir yazılımcıdan veya ajanstan alınan iş, eser sipariş sözleşmesi ilişkisidir ve hakların kime ait olacağı yalnızca sözleşmeyle belirlenir. Sözleşmede mali hakların devri yazılı olarak düzenlenmemişse, şirketin elinde kullanma yetkisi dahi bulunmayabilir.

Üçüncü nokta finansaldır: telif tarafında çalışana ayrıca bir bedel ödenmez. Maaş, m. 18/2'nin kurduğu denge bakımından yeterlidir. Bu, aşağıda görüleceği gibi, patent tarafında geçerli değildir.

Buluş ortaya çıktığı an rejim değişir

Çalışanın gerçekleştirdiği buluşlar ikiye ayrılır (SMK m. 113). Çalışanın bir işletme veya kamu idaresinde yükümlü olduğu faaliyeti gereği gerçekleştirdiği ya da işletmenin deneyim ve çalışmalarına dayanarak iş ilişkisi sırasında yaptığı buluşlar hizmet buluşudur; bunların dışında kalanlar serbest buluştur. Öğrenciler ve stajyerler de bu hükümler bakımından çalışan sayılır (SMK m. 113/3).

Hizmet buluşu yapan çalışanın ilk yükümlülüğü bildirimdir. Çalışan, buluşunu yazılı olarak ve gecikmeksizin işverene bildirmek zorundadır (SMK m. 114/1). Bildirimde teknik problem, çözümü ve buluşun nasıl gerçekleştirildiği açıklanır (SMK m. 114/2).

Bildirimin biçimi önemsiz bir formalite değildir. İşverenin hak talebi süresi bu bildirimle işlemeye başlar; bildirim yapılmamışsa süre de başlamaz ve taraflar sonradan buluşun kime ait olduğunu tartışır hâle gelir.

Dört aylık sessizlik buluşu şirketin elinden çıkarır

İşveren, bildirimin kendisine ulaştığı tarihten itibaren dört ay içinde tam hak veya kısmi hak talep edebilir; bu talebi yazılı olarak çalışana bildirmek zorundadır (SMK m. 115/1).

Tam hak talebi. Talep çalışana ulaştığı anda buluş üzerindeki tüm haklar işverene geçer (SMK m. 115/2).

Kısmi hak talebi. İşveren buluşu yalnızca kendi işletmesinde kullanma hakkını alır; buluşun mülkiyeti çalışanda kalır (SMK m. 115/3).

Sessizlik. Dört aylık süre içinde hak talebinde bulunulmazsa buluş serbest buluş niteliği kazanır (SMK m. 115/1). Bu, şirketin patent hakkını tamamen kaybetmesi anlamına gelir; çalışan buluşu dilediği gibi değerlendirebilir, üçüncü kişilere devredebilir.

Uygulamada sürenin kaçırılma biçimi çoğu zaman bir ihmal değil, bir yanlış anlamadır: bildirimi alan yönetici, buluşun zaten şirkete ait olduğunu düşündüğü için ayrıca yazılı bir talep göndermeye gerek görmez. Dört ay bu varsayımla geçer ve hak, talep edilmediği için düşer.

ÖlçütYazılım — FSEK rejimiBuluş — SMK rejimi
Korumanın konusuKodun ifadesi; fikir ve ilkeler korunmazTeknik problemin çözümü
Hak sahibiEseri meydana getiren çalışan (FSEK m. 8)Buluşu yapan çalışan
İşverenin konumuMali hakları kullanma yetkisi (FSEK m. 18/2)Süresinde talep ederse hak sahibi (SMK m. 115)
Bildirim yükümlülüğüYokVar; yazılı ve gecikmeksizin (SMK m. 114/1)
İşverene tanınan süreYokDört ay (SMK m. 115/1)
Çalışana ayrıca bedelÖdenmez; maaş yeterlidirÖdenir; makul bedel (SMK m. 115/6)
Sözleşmeyle değiştirilebilir miEvet; aksi kararlaştırılabilirÇalışan aleyhine değiştirilemez (SMK m. 117)

Makul bedel ve pazarlık edilemeyen sınır

Telif tarafından farklı olarak, patent tarafında maaş yeterli değildir. İşveren tam hak veya kısmi hak talep ettiğinde, çalışan makul bir bedelin kendisine ödenmesini işverenden isteyebilir (SMK m. 115/6).

Bedelin hesaplanmasında buluşun ekonomik değeri, çalışanın işletmedeki görevi ve işletmenin buluşun gerçekleştirilmesindeki payı gibi ölçütler dikkate alınır. Hesaplama yöntemi ve katsayılar Çalışan Buluşlarına Dair Yönetmelik'te düzenlenmiştir (Yönetmelik m. 20-21). Ancak hakkın kendisi kanundan doğar; Yönetmelik yalnızca hesabın formülünü verir.

Araftaki kriz: yazılım ne zaman patentlenebilir

Bilgisayar programları, buluş niteliğinde sayılmayanlar arasında açıkça sayılmıştır (SMK m. 82/2-c). Bu hüküm tek başına okunduğunda yazılımın hiçbir koşulda patentlenemeyeceği izlenimi verir.

Ancak hemen ardından gelen fıkra sınırı çizer: "İkinci fıkrada sayılan konuların veya faaliyetlerin sadece kendileri, patentlenebilirliğin dışında kalır." (SMK m. 82/3)

Patentlenebilirliğin dışında kalan, bilgisayar programının kendisidir. Yazılım teknik bir problemi teknik araçlarla çözüyorsa — örneğin bir donanımın çalışma biçimini değiştiriyor, bir üretim sürecini yönetiyor veya ölçüm verisini işleyerek teknik bir etki doğuruyorsa — ortada artık salt bir bilgisayar programı değil, bilgisayar tabanlı bir buluş vardır ve patentlenebilirlik değerlendirmesi yapılır.

Şirket açısından kritik olan, bu geçişin sessizce gerçekleşmesidir. Ekip bir modül geliştirir; herkes bunu telif kapsamında bir yazılım çalışması sayar. Oysa modül teknik bir etki doğuruyorsa, ortaya çıkan aynı zamanda bir hizmet buluşudur. O andan itibaren FSEK m. 18/2'nin sessiz varsayımı yeterli değildir; çalışanın bildirim yükümlülüğü ve işverenin dört aylık talep süresi işlemeye başlar. Şirket, yazılım geliştirdiğini düşünürken çalışan buluşu rejiminin içindedir.

Bu nedenle yazılım şirketlerinde bildirim ve değerlendirme düzeninin kurulması, patent stratejisinden önce gelen bir usul meselesidir.

Serbest buluş ve işverenin öncelik hakkı

Serbest buluş, çalışanın hizmet buluşu tanımına girmeyen buluşudur. Bu, işverenin hiçbir hakkının bulunmadığı anlamına gelmez.

Çalışan, serbest buluşunu iş ilişkisi devam ederken gerçekleştirmişse ve buluş işverenin faaliyet alanına giriyorsa, buluşu üçüncü kişilere devretmeden veya değerlendirmeden önce işverene teklif etmekle yükümlüdür (SMK m. 120).

Hizmet buluşundaki dört aylık süre ile buradaki üç aylık süre birbirine karıştırılmamalıdır. Birincisi işverenin hak talebine, ikincisi ise işverenin öncelikli teklif hakkına ilişkindir ve farklı bildirimlerle işlemeye başlar.

AdımKimSüreBaşlangıçKaçırılırsa
Hizmet buluşunun bildirimiÇalışanGecikmeksizinBuluşun gerçekleştirilmesiİşverenin talep süresi işlemeye başlamaz
Tam veya kısmi hak talebiİşverenDört ayBildirimin işverene ulaşmasıBuluş serbest buluş niteliği kazanır (SMK m. 115/1)
Serbest buluşun işverene teklifiÇalışanDevirden önceBuluşun gerçekleştirilmesiİşverenin öncelik hakkı doğmaz (SMK m. 120)

İş sözleşmesi sona erdikten sonra ne olur

Çalışan buluşlarına ilişkin hükümler, buluşun iş ilişkisi sırasında gerçekleştirilmiş olmasına bağlanmıştır. İş sözleşmesi sona erdikten sonra tamamen bağımsız olarak ortaya konan bir buluş, hizmet buluşu değildir.

Buna karşılık iş ilişkisi sırasında gerçekleştirilmiş ancak bildirilmemiş bir buluş bakımından yükümlülük, sözleşmenin sona ermesiyle kendiliğinden ortadan kalkmaz. Bildirimin yapılmamış olması, buluşun yapıldığı andaki niteliğini değiştirmez; uyuşmazlık, buluşun hangi tarihte tamamlandığı üzerinde yoğunlaşır ve bu bir ispat meselesine dönüşür. Laboratuvar kayıtları, sürüm geçmişi ve proje dokümantasyonu bu noktada belirleyici olur.

İş ilişkisi sona erdikten sonraki dönemde ise devreye iş hukukunun kendi araçları girer. Çalışanın sadakat borcu iş ilişkisi süresince geçerlidir (TBK m. 396). Sözleşmenin sona ermesinden sonraki dönem için koruma ancak geçerli bir rekabet yasağı sözleşmesiyle sağlanabilir; bu yasak, çalışanın ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı biçimde tehlikeye düşüremez ve süresi özel durum ve koşullar dışında iki yılı aşamaz (TBK m. 445/1). Hâkim, aşırı nitelikteki yasağı kapsam veya süre bakımından sınırlayabilir (TBK m. 445/2).

Rekabet yasağının buluş hukukundaki karşılığı sınırlıdır: yasak, çalışanın belirli bir alanda faaliyet göstermesini engelleyebilir, ancak sona ermiş bir iş ilişkisinden sonra yapılan buluş üzerinde işverene kendiliğinden hak sağlamaz.

Sözleşme neyi değiştirebilir, neyi değiştiremez

İki rejimin sözleşmeye bakışı birbirinin tersidir ve bu, tek bir iş sözleşmesinin iki farklı akıbetle karşılaşması sonucunu doğurur.

Telif tarafında kanun taraflara alan bırakır: FSEK m. 18/2 açıkça "aralarındaki özel sözleşmeden veya işin mahiyetinden aksi anlaşılmadıkça" kaydını taşır. Buradaki düzenleme sözleşmeyle genişletilebilir veya daraltılabilir.

Patent tarafında alan yoktur: çalışan buluşlarına ilişkin hükümler çalışanın aleyhine değiştirilemez (SMK m. 117). Gelecekteki tüm buluşların peşinen ve bedelsiz devrini öngören maddeler bu yasağın kapsamındadır.

Pratikte bunun anlamı şudur: iyi yazılmış bir iş sözleşmesi telif tarafındaki belirsizliği ortadan kaldırır, patent tarafındaki yükümlülükleri ise ortadan kaldırmaz; yalnızca bildirim ve değerlendirme sürecinin nasıl işleyeceğini düzenleyebilir.

Marka ve patent uyuşmazlıklarının tamamı için Fikri ve Sınai Haklar Hukuku sayfamızı, tecavüz hâlinde delil tespiti ve ihtiyati tedbir için Marka Hakkına Tecavüzde Delil Tespiti ve İhtiyati Tedbir yazımızı, iş sözleşmesinden doğan uyuşmazlıklar için İş Hukuku sayfamızı, bilişim uyuşmazlıkları için Bilişim Hukuku sayfamızı inceleyebilirsiniz.

Dava süreçleri ve hukuki danışmanlık talepleriniz için iletişim formumuz üzerinden bilgi iletebilir veya Kadıköy'deki büromuzdan randevu oluşturabilirsiniz.

Bu yazıdaki bilgiler genel niteliktedir ve somut bir uyuşmazlığa ilişkin hukuki görüş yerine geçmez.

Sık Sorulan Sorular