Публикация22 сентября 2026 г.

Marka Hakkına Tecavüzde Delil Tespiti ve İhtiyati Tedbir

АвторAv. Şeyma Nur Bulut Karakulle

Taklit ürünün piyasada görüldüğü an ile ihlal edenin stoğu eritip kayıtları düzelttiği an arasında çoğu zaman birkaç gün vardır. Marka hakkına tecavüzde hukuki mücadelenin sonucu büyük ölçüde bu birkaç günde atılan adımlarla belirlenir: delil kaybolduktan sonra açılan dava, haklı olsa dahi ispat edilemez.

Bu yazı, tecavüzün öğrenildiği andan itibaren işleyen usul adımlarını ele alır: karşı tarafa haber verilmeden delil tespiti yapılmasının şartı, ihtiyati tedbirin kapsamı ve tedbiri kendiliğinden kaldıran iki süre, gümrükte durdurulan eşya için tanınan süre, tazminatın hesaplanmasında hak sahibine bırakılan seçim ve davanın hangi ildeki mahkemede açılabileceği.

Karşı tarafa haber vermeden delil tespiti

Delil tespiti, henüz dava açılmamışken veya açılmış davada sırası gelmemişken bir vakıanın keşif, bilirkişi incelemesi ya da tanık dinlenmesi yoluyla saptanmasıdır (HMK m. 400/1). Tespit istenebilmesi için hukuki yarar aranır; delilin hemen tespit edilmemesi hâlinde kaybolacağı yahut ileri sürülmesinin önemli ölçüde zorlaşacağı ihtimal dâhilinde bulunuyorsa hukuki yarar var sayılır (HMK m. 400/2).

Marka tecavüzünde bu ihtimal soyut değildir. Tespit talebinin karşı tarafa tebliğ edilmesi, çoğu zaman ürünlerin depodan çıkarılması veya kayıtların değiştirilmesi sonucunu doğurur. Kanun bu duruma özel bir imkân tanır: talep sahibinin haklarının korunması bakımından zorunluluk bulunan hâllerde, karşı tarafa tebligat yapılmaksızın da delil tespiti yapılabilir (HMK m. 403).

Bu, tek yanlı ve sürekli bir işlem değildir. Tespit gerçekleştikten sonra sonuç karşı tarafa bildirilir ve karşı tarafın bir hafta içinde itiraz hakkı doğar. Dolayısıyla tebligatsız tespit, karşı tarafı savunmasız bırakan bir usul değil, savunmanın delil karartıldıktan sonra değil delil sabitlendikten sonra yapılmasını sağlayan bir sıralamadır.

Sınai mülkiyet mevzuatı da aynı imkânı ayrıca düzenler: hak sahibi, dava açılmasından önce delillerin tespiti için mahkemeden karar isteyebilir (SMK m. 150/3).

Görevli mahkeme bakımından HMK m. 401, delil tespitinin esas hakkındaki davaya bakacak mahkemeden veya üzerinde keşif yahut bilirkişi incelemesi yapılacak şeyin bulunduğu yer sulh hukuk mahkemesinden istenebileceğini öngörür. Buna karşılık marka ve patent dosyalarında tespit, uygulamada doğrudan fikri ve sınai haklar hukuk mahkemesinden istenir; çünkü inceleme teknik bilirkişilik gerektirir ve tespit çoğu zaman ihtiyati tedbir talebiyle birlikte veya ondan hemen önce ileri sürülür. Sulh hukuk yolu teknik dosyalarda fiilen tercih edilmemektedir.

İhtiyati tedbirle ne istenebilir

İhtiyati tedbir talep edebilmek için, dava konusu kullanımın ülke içinde sınai mülkiyet hakkına tecavüz teşkil edecek şekilde gerçekleşmekte olduğunun veya gerçekleşmesi için ciddi ve etkin çalışmalar yapıldığının ispatı gerekir (SMK m. 159/1). Talep, dava açılmadan önce de ileri sürülebilir.

Tedbirin kapsamı kanunda sayılmıştır (SMK m. 159/2):

  • Tecavüz teşkil eden fiillerin önlenmesi ve durdurulması.
  • Tecavüz edilerek üretilen veya ithal edilen ürünlere, bunların üretiminde münhasıran kullanılan araçlara; Türkiye sınırları içinde veya gümrük ve serbest liman veya bölge gibi alanlar dâhil bulundukları her yerde el konulması ve saklanması.
  • Herhangi bir zararın tazmini bakımından teminat verilmesi.

Bu Kanunda hüküm bulunmayan hususlarda Hukuk Muhakemeleri Kanunu uygulanır (SMK m. 159/3). Uygulamadaki sonucu, tedbir kararının kendisi kadar kararın yürütülmesine ilişkin HMK sürelerinin de bağlayıcı olmasıdır.

Tedbiri kendiliğinden kaldıran iki süre

Alınan tedbir kararının etkisini koruması iki ayrı süreye bağlıdır. Her ikisi de kendiliğinden işler; mahkemenin ayrıca ihtar etmesi gerekmez.

Tefhim veya tebliğden itibaren bir hafta. İhtiyati tedbir kararının uygulanması, bu kararın tedbir isteyen tarafa tefhim veya tebliğinden itibaren bir hafta içinde talep edilmek zorundadır. Aksi hâlde kanuni süre içinde dava açılmış olsa dahi tedbir kararı kendiliğinden kalkar (HMK m. 393/1). Sürenin başlangıcı kararın verildiği tarih değildir: karar duruşmada tefhim edilmişse tefhim, dosya üzerinden verilmişse tebliğ tarihi esas alınır. Kararın elde edilmiş olması tek başına yeterli değildir; icra müdürlüğü veya ilgili memurluk aracılığıyla uygulama talebinin bu süre içinde yapılması gerekir.

Uygulama talebinden itibaren iki hafta. Tedbir kararı dava açılmasından önce alınmışsa, tedbir talep eden, kararın uygulanmasını talep ettiği tarihten itibaren iki hafta içinde esas hakkındaki davasını açmak ve dava açtığına ilişkin evrakı kararı uygulayan memurluğa ibraz etmek zorundadır. Aksi hâlde tedbir kendiliğinden kalkar (HMK m. 397/1).

İkinci sürenin başlangıcının tedbir kararının tefhim veya tebliğ tarihi değil, uygulama talebinin tarihi olması uygulamada sıkça gözden kaçar. Uygulama için bir hafta beklenmişse esas davanın açılması için kalan süre, tefhim veya tebliğ tarihinden itibaren üç haftaya kadar uzayabilir; buna karşılık uygulama ilk gün talep edilmişse esas dava için iki hafta kalır.

Gümrükte durdurulan eşya ve on iş günü

Taklit ürünün yurt dışından geldiği hâllerde en etkili müdahale sınırda yapılır. Marka sahibi, markasının gümrüklerde korunması için Gümrük İdaresine başvuruda bulunur; başvuru üzerine gümrük idaresi, tecavüz şüphesi taşıyan eşyanın gümrük işlemlerini durdurur veya eşyayı alıkoyar.

Durdurma kalıcı değildir. Gümrük Kanunu m. 57 uyarınca, durdurma veya alıkoyma kararının hak sahibine bildirilmesinden itibaren on iş günü içinde esas hakkında dava açıldığının veya yetkili mahkemeden ihtiyati tedbir kararı alındığının gümrük idaresine belgelenmesi gerekir. Çabuk bozulabilir eşyada bu süre üç iş günüdür. Süre içinde işlem yapılmazsa eşya serbest bırakılır.

Bu süre, HMK'nın tedbir süreleriyle birlikte işler. Gümrükten gelen bildirimin ardından mahkemeden tedbir alınması, tedbirin bir hafta içinde uygulanması ve gerekiyorsa iki hafta içinde esas davanın açılması aynı takvim üzerinde yürütülür.

AdımSüreBaşlangıçKaçırılırsa
Tedbir kararının uygulanmasının talep edilmesiBir haftaKararın tefhim veya tebliğ tarihiTedbir kendiliğinden kalkar (HMK m. 393/1)
Esas hakkındaki davanın açılmasıİki haftaUygulama talebinin tarihiTedbir kendiliğinden kalkar (HMK m. 397/1)
Gümrükte durdurulan eşya için dava veya tedbir belgesinin sunulmasıOn iş günüDurdurma kararının bildirimiEşya serbest bırakılır (Gümrük Kanunu m. 57)
Çabuk bozulabilir eşyada aynı belgenin sunulmasıÜç iş günüDurdurma kararının bildirimiEşya serbest bırakılır (Gümrük Kanunu m. 57)

Tecavüz hâlinde ileri sürülebilecek talepler

Hak sahibinin mahkemeden isteyebilecekleri kanunda sayılmıştır (SMK m. 149/1): tecavüz fiilinin tespiti, muhtemel tecavüzün önlenmesi, tecavüz fiillerinin durdurulması, tecavüzün kaldırılması ile maddi ve manevi zararın tazmini, tecavüz oluşturan ürünler ile bunların üretiminde münhasıran kullanılan araçlara el konulması, el konulanlar üzerinde mülkiyet hakkı tanınması, tecavüzün devamını önleyecek tedbirlerin alınması ve kaçınılmaz ise imha, kesinleşmiş kararın ilanı.

İlan talebinin kendine özgü bir süresi vardır: ilan hakkı, kararın kesinleşmesinden itibaren üç ay içinde talep edilmezse düşer (SMK m. 149/3). Dava kazanıldıktan sonra dosyanın kapandığı varsayımıyla hareket edilmesi, bu hakkın kaybına yol açar.

Tazminat: hesaplama yöntemini hak sahibi seçer

Tecavüz fiilini işleyenler, hak sahibinin zararını tazmin etmekle yükümlüdür (SMK m. 150/1). Zarar, fiilî kaybı ve yoksun kalınan kazancı kapsar (SMK m. 151/1).

Yoksun kalınan kazancın hesaplanmasında yöntem seçimi hak sahibine bırakılmıştır (SMK m. 151/2). Üç yöntemden biri seçilir ve mahkeme bu seçimle bağlı olarak hesaplama yaptırır.

YöntemHesabın dayanağıElverişli olduğu durum
Muhtemel gelirTecavüz olmasaydı hak sahibinin elde edebileceği kazançHak sahibinin satış kaybı belgelenebiliyorsa
İhlal edenin net kazancıTecavüz edenin bu fiilden elde ettiği net kazançİhlal edenin ticari defterlerine ulaşılabiliyorsa
Lisans bedeliHak lisans sözleşmesiyle hukuka uygun kullanılsaydı ödenecek bedelDiğer iki kalemin ispatı güçse

Seçimin sonucu dosyanın delil yapısına göre değişir. İhlal edenin ticari defterlerine ulaşılabiliyorsa net kazanç yöntemi, hak sahibinin kendi satış kaybını ispat etmesinden daha elverişli olabilir; buna karşılık ihlal eden düşük kârla satış yapmışsa net kazanç düşük çıkar ve lisans bedeli yöntemi bir taban oluşturur. Bu nedenle delil tespiti aşamasında hangi kayıtların sabitlendiği, sonraki tazminat seçimini doğrudan etkiler.

İki ek kalem vardır. Mahkeme, sınai mülkiyet hakkının talebin oluşmasında belirleyici etken olduğu kanaatine varırsa, kazancın hesaplanmasında makul bir payın daha eklenmesine karar verebilir (SMK m. 151/4). Ayrıca ürünlerin kötü şekilde üretilmesi veya uygun olmayan tarzda piyasaya sürülmesi sonucunda hakkın itibarı zarara uğramışsa, bu nedenle ayrıca tazminat istenebilir (SMK m. 150/2).

Yetki: bu davada Ankara zorunluluğu yoktur

Kurumun kararlarına karşı açılan davalarda Ankara Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi kesin yetkilidir ve bu yetki değiştirilemez (SMK m. 156/2). Marka hakkına tecavüz davası ise Kurumun bir kararını hedef almadığından bu kuralın kapsamı dışındadır ve yetki bakımından tamamen farklı bir rejime tabidir.

Sınai mülkiyet hakkı sahibi tarafından üçüncü kişiler aleyhine açılacak hukuk davalarında yetkili mahkeme, davacının yerleşim yeri veya hukuka aykırı fiilin gerçekleştiği yahut bu fiilin etkilerinin görüldüğü yer mahkemesidir (SMK m. 156/3). Bunlar seçimlik yetki kurallarıdır; hak sahibi bunlardan birini tercih edebilir.

Pratik sonucu şudur: merkezi İstanbul'da bulunan ve faaliyetini Kadıköy, Ataşehir veya Ümraniye'de sürdüren bir şirket, markasına yapılan tecavüz nedeniyle açacağı davayı kendi yerleşim yeri mahkemesinde açabilir. İstanbul Anadolu Adliyesi'nde iki fikri ve sınai haklar hukuk mahkemesi bulunmaktadır; ihlal eden İzmir'de veya Gaziantep'te faaliyet gösteriyor olsa dahi dava bu mahkemelerde görülebilir. Aynı şirketin YİDK kararının iptali için Ankara'ya gitmek zorunda olması bu sonucu değiştirmez: iki dava, aynı maddenin iki ayrı fıkrasına tabidir.

Üçüncü kişiler tarafından sınai mülkiyet hakkı sahibi aleyhine açılacak davalarda ise yetkili mahkeme davalının yerleşim yeri mahkemesidir (SMK m. 156/5). Görevli mahkeme her hâlde fikri ve sınai haklar hukuk mahkemesidir (SMK m. 156/1).

Zamanaşımı

Sınai mülkiyet hakkından doğan özel hukuka ilişkin taleplerde Türk Borçlar Kanunu'nun zamanaşımına ilişkin hükümleri uygulanır (SMK m. 157). Buna göre tazminat davası, zararın ve tazminat yükümlüsünün öğrenildiği tarihten itibaren iki yıl ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten itibaren on yıl içinde açılmalıdır (TBK m. 72/1).

Bir istisna vardır ve marka tecavüzünde çoğu zaman gündeme gelir: tazminat istemi, ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu daha uzun süre uygulanır. Bu istisna, iki ve on yıllık sürelerle aynı fıkrada yer alır (TBK m. 72/1). İktibas veya iltibas suretiyle marka hakkına tecavüz cezayı gerektiren bir fiil olduğundan, ceza zamanaşımı süreleri hukuk davası bakımından da geçerli olur.

Ayrıca tecavüzün devam ettiği hâllerde zamanaşımının başlangıcı tek bir ana bağlanmaz; süregelen ihlalde her yeni fiil bakımından süre yeniden işlemeye başlar. Bu nedenle geçmişe dönük tazminat talebi sınırlanmış olsa dahi, devam eden tecavüzün durdurulması ve önlenmesi talepleri ayrıca değerlendirilir.

Bir hapis cezası riskinden kaynaklanan baskı (SMK m. 30) ayrı bir yoldur; ancak hukuki müdahalenin ilk ve en hızlı adımları bu yazıda ele alınan HMK ve SMK tedbirleridir.

Marka ve patent uyuşmazlıklarının tamamı için Fikri ve Sınai Haklar Hukuku sayfamızı, Kurum kararlarına karşı açılan davadaki Ankara kesin yetkisi ve iki aylık süre için TÜRKPATENT YİDK Kararının İptali Davası yazımızı, şirket organlarının sorumluluğu için Şirketler ve Ticaret Hukuku sayfamızı inceleyebilirsiniz.

Dava süreçleri ve hukuki danışmanlık talepleriniz için iletişim formumuz üzerinden bilgi iletebilir veya Kadıköy'deki büromuzdan randevu oluşturabilirsiniz.

Bu yazıdaki bilgiler genel niteliktedir ve somut bir uyuşmazlığa ilişkin hukuki görüş yerine geçmez.

Sık Sorulan Sorular